FALUN DAFA UYGULAYICILARINA YAPILAN İNANILMAZ İŞKENCELER VE ORGA

FALUN DAFA NEDİR?

 Falun Dafa, zihin ve bedeni birlikte geliştiren bir xiulian (zihin - beden geliştirme) uygulamasıdır. Aynı zamanda Falun Gong olarak da bilinir. 5 takım egzersizden oluşmaktadır. Falun Dafa bugüne kadar 80 ülkeden ve Birleşmiş Milletler de dahil olmak üzere dünya ölçeğindeki 500 kuruluş ve örgütten 1500 uluslararası ödül ve 1200 destek mektubu almıştır. Falun Dafa’nın öğretmeni Bay Li Hongzhi, 2000, 2001 ve 2002 yıllarında 3 kez üstüste Nobel Barış ödülüne aday gösterilmiştir. Bugün Amerika, Avustralya, Kanada, Rusya, İngiltere, Fransa, Almanya, Yeni Zelanda, İsrail, Tayvan, gibi ülkeler başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde bir Falun Dafa günü, haftası ve ayı kutlanmaktadır. 13 Mayıs günü tüm dünyada Falun Dafa günü olarak ilan edilmiştir.

KORKUNÇ OLAY

20 Temmuz 1999 yılında Çin’deki iktidar partisi olan ÇKP bu ülkede çok sevilen Falun Dafa isimli Taichi benzeri bir tür Çin Yogası olan uygulamayı hiç bir geçerli sebep göstermeden yasakladı fakat sadece yasaklamakla kalmadı. İnsanların ORGANLARI ÇIKARTILIP SATILIYOR. Amacımız tüm dünyada bu konuyla ilgili yapılan çalışmalar hakkında insanlara, kurum ve kuruluşlara bilgi vermek. Bu konu hakkında sağlıklı bilgi sahibi olmanız çok önemli. Yasal olarak hiçbir suç işlememiş olan bu sivil insanlardan zorla çıkarılan kornea, kalp, böbrek, karaciğer gibi organlar fahiş fiyatlara gizli bir şekilde satılıyor. Kanadalı ünlü araştırmacı David Kilgour ve dünyanın en ünlü insan hakları avukatı David Mataas hazırladıkları ve tüm dünyaya sundukları çok detaylı bir rapor ile, bu organ ticaretinin varlığını maalesef ortaya çıkardı. Bu rapor şu anda dünya ülkelerinin en önemli gündeminden biri durumunda ve bu konu ile ilgili tüm ilgili kurumlar yoğun bir şekilde çalışıyor. Çok üzücü de olsa şu anda dünyada kaçak yolla satılan organların büyük bölümünün Çin’de çalışma kamplarında zorla tutulan Falun Dafa uygulayıcılarından çıkarılan organlar olduğu tespit edildi.

Bu vahşete iştirak ettiği belirlenen tüm ÇKP yetkilileri hakkında neredeyse tüm dünya ülkelerinde soykırım suçundan davalar açıldı. Bu insanlık dışı işlenen suçlar Uluslararası Af Örgütü, İnsan Hakları İzleme Komitesi, Dünya Psikiyatri Birliği, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları İzleme Komisyonu raporları ve dünya çapındaki medya organizasyonları tarafından belgelenmiş durumda. 20 Temmuz 1999'dan bu yana hamile kadınlar, yaşlılar ve küçük çocuklar da dahil olmak üzere Falun Dafa uygulama sistemini yapan insanlar hiç bir yargılamadan geçmeden çalışma kamplarına gönderiliyor; binlercesi kanun hiçe sayılarak en uzun süreli hapis cezalarına çarptırılıyor, binlerce kişi tutuklanıp alıkoyuluyor ve neredeyse tamamı insanlık dışı muamele görüyor. Şaşırtıcı bir şekilde insanlara, akıl hastanelerinde sinir sistemini harap eden ilaçlarla işkence ediliyor.

Binlerce insan gözetim altında hayatını kaybediyor ve sayısını dahi bilmediğimiz insanın akıbeti meçhul. Şu anda çok sayıda insan organları çıkarıldıktan sonra yakılma tehlikesi altında. Çünkü suçun gizlenmesi gerekiyor. Bu yüzden de organlarını çıkardıktan sonra bu insanları kretoryumlarda yakıyorlar. Acımasızca yürütülen şiddetin boyutlarını kavramak dahi çok zor. Bu organizasyon için harcanan para Irak savaşında, Afganistan savaşında harcanan paradan daha fazla.

 FALUN DAFA'NIN YASAKLANMA SÜRECİ

Çin'de ÇKP toplumun her kesimini bütünsel olarak kontrol etmektedir. Taşrada, her köyde şubeleri vardır. Kentsel alanlarda ÇKP şube büroları her idari ofiste bulunmaktadır. Orduda, hükümette ve teşebbüslerde Parti şubeleri kökleşmiştir. Mutlak tekel ve özel manipülasyon, ÇKP'nin kendi rejimini sürdürmek için kullandığı en başlıca önlemlerdir. ÇKP, Falun Dafa uygulayıcılarının kendi kişisel gelişim uygulaması içerisinde benimsediği "Doğruluk, Merhamet Hoşgörü" ilkelerinin Parti'nin liderliğinin inkarından başka bir şey olmadığını düşündü -ki, onlara göre bu kabul edilemez bir şeydi.

ÇKP Falun Dafayı yasaklamadan önce, iyi bir karalama ve suçlama kampanyası yapabilmek için, uzun süre takip ve araştırma çalışması yaptı. ÇKP'deki gizli kamu güvenliği personeli 1994 yılında Falun Dafa öğrencilerinin içine sızdı fakat hiçbir bir hata veya suç bulamadı ve hatta bu memurlardan bazıları Falun Dafa egzersizlerini yapmaya başladı.

1996'da Guangming Daily gazetesi Falun Dafa'yı kınayan bir makale yayımladı. Bunun ardından, kamu güvenliği geçmişi olan politikacılar ya da "bilim adamları" anlaşılmaz bir biçimde sürekli olarak Falun Dafa'yı karaladılar. 1997'nin başında, ÇKP Merkez Komitesi Polit ve Adliye Komitesi Genel Sekreteri Luo Gan yetkisini kullanarak Falun Dafanın yasaklanmasını sağlayacak suçlamalar bulunması amacıyla ulusal bir soruşturma yapılmasını emretti. Fakat yine ülkenin çeşitli bölgelerinden böyle bir delilin bulunamadığı rapor edildi. Bunu sindiremeyen Luo Gan, Kamu Güvenliği Bakanlığı'nın Birinci Bürosu (Polit Güvenlik Bürosu da denir) aracılığıyla 555 nolu bir "Falun Gong Soruşturmasını Başlatmaya İlişkin Bildirge" yayımladı. Önce Falun Dafa'yı "şeytansı bir mezhep" olarak suçladı ve ardından da polis departmanlarına Falun Dafa'yı sistematik olarak soruşturmalarını, gizli personel kullanarak delil toplamalarını emretti. Fakat yaptırdığı soruşturmada, suçlamalarını destekleyecek hiçbir delil bulunamadı.     

         Jiang Zemin, ÇKP'nin "Bütün Parti üyeliği Merkez Komitesi'ne tabi olmalıdır" organizasyonel ilkesinden faydalanarak, ÇKP tarafından kontrol edilen devlet mekanizmasını Falun Dafa uygulayan masum insanlara işkence etmek için kötüye kullandı. Bu, orduyu, medyayı, kamu güvenliği personelini, polisi, askeri polisi, güvenlik güçlerini, yargı sistemini, Ulusal Halk Kongresi'ni, diplomatik personeli ve yapmacık dini grupları kapsar. Hepsi, Falun Dafa uygulayıcılarının kaçırılması ve tutuklanmasında doğrudan yer aldılar. Yalanların yayılması ve Falun Dafa'nın karalanmasında medya;  bilgi toplanması, yalan yanlış şeyler uydurulması ve istihbaratı tahrip etmekte devlet güvenlik sistemi kullanıldı.

Ulusal Halk Kongresi ve yargı sistemi, Jiang Zemin ve ÇKP'nin işlediği suçların doğruymuş gibi gösterilmesi için, "meşru" ve "yasanın egemenliği" maskesini taktı ve her kesimden insanı etkin bir biçimde kandırdı. Aynı zamanda devletin inanılmaz gücünü de kullanarak, uluslararası alanda iftaralar ve yalanlar yaydılar ve yabancı hükümetleri, üst düzey memurları ve politikacıları ve de uluslararası medyayı politik-ekonomik dürtülerle bastırdılar. Bunun bir sonucu olarak onlar da Falun Dafanın yok edilmesi konusunda sessizliklerini korudular veya korumak zorunda kaldılar.

"Falun Dafa'yı karalama politikası ÇKP'nin mutlak kontrolü altındaki medya tarafından yürütüldü. ÇKP'nin mutlak kontrolü altındaki haber medyası bütün ülkedeki Falun Dafa uygulayıcılarının tutuklanması kampanyasının 3. günü olan 22 Temmuz 1999 tarihinden başlayarak, aniden çok yoğun ve büyük bir anti-Falun Dafa saldırısı başlattı. Örneğin Pekin merkezli Çin Merkezi Televizyonu CCTV günde 7 saat, daha önceden ayarlanmış veya çekilmiş sahte ve montajlı görüntüleri yayınlayarak, Falun Dafayı karalamak için kullanılmıştır.

Adi suçluların işledikleri suçları Falun Dafa uygulayıcıları işlemiş gibi bile gösterdiler. Pekin'de zihin özürlü Fu Yibin tarafından işlenen cinayet ve Zheijang Eyaleti'nde bir dilenci tarafından gerçekleştirilen ölümcül zehirleme olayında suçu Falun Dafa üzerine attılar ve halkı kandırmak için herşeyi yaptılar.

Falun Dafa’yı karalama kampanyasında ÇKP'nin mutlak kontrolü altındaki 2000'den fazla gazete, 1000'den fazla dergi, yüzlerce yerel televizyon ve radyo istasyonu kullanıldı. Resmi Xinhua Haber Ajansı, bu propaganda görüntülerini, Çin Haber Servisi, H.K., Çin Haber Ajansı ve diğer ÇKP kontrollü denizaşırı medya kanalları yoluyla bütün ülkelere yayımladı. Henüz tamamlanmayan rakamlara göre, sadece 6 ay içinde, Falun Dafa’yı karalayan ve hedef alan 300.000'in üzerinde gazete makalesi ve program yayımlandı.

Denizaşırı ülkelerde elçilikler ve konsolosluklarda, Falun Dafa’yı eleştiren ve güya "açığa vuran" çok sayıda albüm, CD ve yayınlar gösterildi. Dışişleri Bakanlığı'nın web sitesinde Falun Dafa’yı eleştirmek ve güya "ifşa etmek" için özel sütunlar ayrıldı. Ayrıca, 1999 yılının sonunda, Yeni Zelanda'da düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde, konferansa katılan ondan fazla ülkenin devlet başkanlarının her birine Falun Dafa’yı kötüleyen kitapçıklar dağıtıldı.

Bu yüzden söylentiler yayarak ve yalanlar uydurarak bilginin akışını engellemek için ellerinden gelen herşeyi yaptılar. Falun Dafa uygulayıcılarının kendilerini savunmasına hiçbir şekilde izin vermediler. Falun Dafa etkinlikleri hakkındaki denizaşırı haberleri kaldırdılar. Bütün Falun Dafa kitaplarını ve belgelerini yok ettiler. Herhangi yabancı bir medyanın Falun Dafa uygulayıcısıyla röportaj yapma çabasına karşın, o gazetecileri Çin'den kovmakla kalmayıp, yabancı haber medyasına baskı yaparak ya da Çin'e girmelerini yasaklayarak ve de tehdit ederek sessiz kalmalarına zorlamayı içeren aşırı önlemler aldılar.

ÇKP sanki bir terör örgütüyle savaşıyormuş gibi hepsi sivil ve masum olan bu insanlara karşı bir de utanmadan "Falun Dafa uygulayıcılarının maddi olarak çökertilmesi" politikasını yürüttü. 5 yıl içerisinde yüzbinlerce Falun Dafa uygulayıcısına gözdağı ve şiddetli maddi kayıp verdirmek amacıyla, binlerce yuan'den on binlerce yuan'e kadar değişen miktarlarda para cezaları verdiler. Bu cezaları yerel yönetimler, çalışma birimleri, polis istasyonları ve kamu güvenliği departmanları herhangi bir gerekçe göstermeden keyfi olarak kesti. Bu para cezalarını ödemek zorunda bırakılanlara herhangi bir makbuz düzenlenmedi ya da açıklama için herhangi bir yasa maddesine başvurulmadı. Ayrıca herhangi bir yargılama süreci de olmadı.

Ve Falun Dafa uygulayıcılarına gözdağı vermenin bir başka yolu da, evlere baskın düzenlemek ve yağmalamak oldu. Düşüncesini değiştirmeyenler kendi evlerinde her an için sebepsiz aramalara ve polis baskınlarına maruz kaldı. Nakit paralarına ve değerli eşyalarına hiçbir gerekçe gösterilmeden el kondu. Taşrada, stoklanmış tahıllar bile es geçilmedi. Alınan şeylerin hiçbiri belgelenmedi ve hiçbir makbuz düzenlenmedi.

 Aynı zamanda, Falun Dafa uygulayıcıları evlerinden kovulma cezasıyla da karşılaştı. Taşrada, onları topraklarına el koymakla tehdit ettiler. ÇKP emekli olan yaşlıları da gözden kaçırmadı. Emekli maaş planları sonlandırıldı ve hükümet onları evlerinden tahliye ettirdi. İş sektöründeki Falun Dafa uygulayıcılarının mallarına el kondu ve banka hesapları donduruldu.

Bu politikaları yürütürken ÇKP bir de ‘‘İşbirliğini Cezalandırma’’ yaklaşımını benimsedi. Yani, herhangi bir iş yerinde ya da devlet teşebbüsünde Falun Dafa uygulayıcıları varsa, bu birimlerin liderleri ve de çalışanları ne ikramiye alabildi ne de terfi ettirildi. Amaç, toplumda Falun Dafa uygulayan insanlara karşı olan nefreti çoğaltmaktı. Falun Dafa uygulayıcılarının ailesi ve akrabaları da işten çıkartılma, çocuklarının okuldan kovulması ve evlerinden çıkartılma tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bütün bu önlemler tek bir amaca hizmet ediyordu: Falun Dafa uygulayıcılarının olası bütün gelir kaynaklarını kurutmak.

Acımasız İşkence Hareketleri ve Nedensiz Öldürme

En tüyler ürpertici olan şey ise "Falun Gong Uygulayıcılarının Fiziksel olarak Yok edilmesi" politikası oldu ve bu, polis, yüksek devlet mahkemesi ve Çin yargı sistemi tarafından yürütüldü. Clearwisdom web sitesinden alınan istatistiklere göre, son 5 yılda en az 1.143 Falun Dafa uygulayıcısı işkenceden öldü. Ölümler, doğrudan merkezi hükümete bağlı 30'dan fazla eyalette, özerk bölgelerde ve belediyelerde vuku buldu. 1 Ekim 2004'te en çok ölüm kaydına sahip olan eyalet Heilongjiang oldu. Onu Jilin, Liaoning, Hebei, Shandong, Sichuan ve Hubei illeri takip ediyor. Ölenlerin en genci 10 aylık, en yaşlısı 82 yaşında. Kadınların oranı % 51.3. 50 yaşın üzerindekiler % 38.8 oranında. Birçok ÇKP görevlisi işkenceden ölen Falun Dafa uygulayıcılarının sayısının bundan çok daha fazla olduğunu kendi içlerinde itiraf etmiştir.

Falun Gong uygulayıcılarına uygulanan işkenceler çok ve çeşitlidir. Dövme, kırbaçlama, elektrik şoku, dondurma, halatla bağlama, uzun süre kelepçeleme ve zincire vurma, ateşle yakma, sigara söndürme ve sıcak ütü basma, tokat atma ve asılma, uzun süre ayakta kalmaya veya diz çökmeye zorlanma, bambu çubuk veya metal tel saplama, cinsel taciz ve tecavüz bunun birkaç örneğidir. Örneğin Ekim 2000'de Liaoning Eyaleti'ndeki Masanjia Mecburi Çalışma Kampı'ndaki gardiyanlar, 18 kadın Falun Dafa uygulayıcısının elbiselerini tamamen çıkartarak erkek mahkumların hücrelerine atmışlardır. Bütün bu suçlar belgelenmiştir ve listelenecek kadar fazladır.

İnsanlık dışı işkencelerin pek çoğu arasında başka bir yaygın yöntem de, "Psikiyatrik tedavi"nin taciz amaçlı kullanılmasıdır.’’ Normal ve sağlıklı Falun Gong uygulayıcıları yasal olmayan bir şekilde psikiyatrik kurumlara kapatıldı ve merkezi sinir sistemini yok edebilen bilinmeyen ilaçlar enjekte edildi. Sonuç olarak bu masum insanların bazıları kısmi veya tam felç geçirdi. Bazıları görme ve duyma yeteneklerini kaybetti. Bazılarının kasları veya iç organları iflas etti. Bazıları hafızalarının bir kısmını veya tamamını kaybetti ve zihinsel olarak geriledi. Bazılarının iç organları çok şiddetli bir şekilde yara aldı. Bazıları tamamen zihinsel çöküş yaşadı. Bazıları da ilaç enjekte edildikten hemen sonra öldü.

ÇKP Falun Gong konusunu bir "sınıf mücadelesi" olarak sınıflandırdı, Falun Dafa uygulayıcılarını ÇKP'nin politik düşmanı olarak etiketledi, Merkezi Komite'de "Falun Dafa Sorunu ile İlgilenen bir Ofis" kurmak için emirler verdirdi. Bu ofis, "610 Ofisi" olarak isimlendirilmektedir.  Ülkenin her yerinde özel olarak Falun Dafa’yı sindirme işleriyle ilgilenen 610 ofisleri kuruldu. ÇKP Komitesi'nin liderliğine bağlı Politika ve Adalet Komitesi, medya, kamu güvenliği organları, yüksek devlet mahkemesi, halk mahkemeleri ve ulusal güvenlik organları 610 Ofisi için hizmet verdi.

610 Ofisi teknik olarak Devlet Konseyi'ne rapor verir fakat aslında devletin kurulu düzeninin dışında varolmasına izin verilen, herhangi bir yasal kısıtlama ve düzenlemeye tabi olmayan ve de ulusal politikadan bağımsız bir Parti organizasyonudur. Yasal ve yargısal sistemlerin çok üzerinde ve ötesinde yetkilerle, ülke kaynaklarını gerekli gördüğü şekilde kullanan, Nazi Almanya'sının Gestaposuna çok benzeyen, çok güçlü ve sert bir organizasyondur. Fakat, 610 Ofisi'nin varlığı hiçbir yasal temele dayanmamaktadır. ÇKP'nin sistemi altındaki bütün organlara emirler verdiğinde, ortada çoğunlukla yazılı bir buyruk veya tebliğ yoktur, sadece sözlü iletişim vardır. Dahası, kendisinden emir alan bütün bu organların ses ya da görüntü kaydı yapmasının ve hatta not almasının bile yasaklanmasını şart koşmuştur.

ÇKP insanları bastırırken, korkusuzca, her istediğini yapmasına imkan veren, devletin bütün askeri güçlerini kontrol etmektedir. Falun Gong'un bastırılmasında, Jiang Zemin, sadece polisi ve askeri polisi kullanmadı. Temmuz ve Ağustos 1999'da, ülkenin her yerinden gelen yüzbinlerce ve hatta milyonlarca silahsız sivil insan Pekin'e gidip Falun Gong'a destek için başvuruda bulunmak istediği zaman, silahlı askeri güçleri de doğrudan kullandı. Pekin'e giden bütün ana yollar dolu silah taşıyan askerler tarafından kapatıldı. Başvuruya giden Falun Gong uygulayıcılarını durdurmak ve tutuklamak için polisle birlikte çalıştılar. Jiang Zemin'in ÇKP'nin silahlı güçlerini doğrudan tahsis etmesi kanlı şiddetin yolunu açtı.

 

ÇKP, Falun Gong'un bastırılmasında Jiang Zemin'e finans desteği sağlayan devlet maliyesini kontrol etmektedir. Liaoning Eyaleti'nin Adalet Departmanı'ndan yüksek rütbeli bir memur, Liaoning Eyaleti'nin Masanjia Mecburi Çalışma Kampı'ndaki bir konferansta, "Falun Gong ile ilgili işleri yürütmek için kullanılan finansal kaynaklar, bir savaşın masrafını aşmıştır" demiştir.

 Bütün ülkede, şehirlerden kırsal alanlara, polis istasyonlarındaki polislerden, kamu güvenliği departmanlarından "610 Ofisi"nin bütün şubelerindeki personele kadar, Jiang Zemin en azından birkaç milyon insanı Falun Gong'u cezalandırmak için görevlendirdi. Sadece maaşların tutarı yılda yüz milyar yuan'i geçiyor. Dahası, Jiang Zemin Falun Gong uygulayıcılarının alıkonulması için mecburi çalışma kamplarını genişletmeye, beyin yıkama merkezleri ve üsleri inşa etmeye çok büyük bir miktar harcadı. Örneğin, Aralık 2001'de Jiang Zemin, Falun Gong uygulayıcılarını "dönüştürmek" maksadıyla beyin yıkama merkezleri ve üsleri inşa etmek için bir kerede 4.2 milyar yuan sarf etmiştir.

                                     SUJİATUN ÖLÜM KAMPI

 Çin’de gizli olarak inşa edilmiş ve her biri yaklaşık 200.000 kişilik olan ve organ ticaretinde doğrudan rol alan toplama kampları ortaya çıkarıldı. Bunlardan birisi de Sujiatin Toplama Kampı.

 

Sujiatin bölgesi Shenyang kenti Lioning beldesinde insan organları için büyük bir pazarın varlığı kanıtlandı. Doku uyumu, organların alınması ve cesetlerin yok edilmesi süreci, organ sağlayıcısı konumundaki tutsakların kaçırıldığı ölüm kampından başlayıp sonu hastaneye yani “organ pazarına” kadar çıkıyor. Tüm bu yollar için sistematik bir düzen geliştirilmiş. Bu düzen, elde edilecek organların türüne göre tutsakların nasıl infaz edileceklerini belirleyen tamamiyle farklı bir düzen. Kaçırılmanın ardından, dış dünya ile tüm bağlantısı kesilen Falun Dafa uygulayıcılarının organları çıkartılıyor ve cesetleri hemen yakılıyor. Kimse nerede olduklarını ve nasıl yok edildiklerini bilmediğinden, geride hiç bir kanıt kalmıyor.

Sujiatun Toplama kampındaki operasyonlar 2001 senesinde başlamış ve çalışmalar 2002 yılında en yoğun halini almış. Daha önceleri hava kuvvetleri üssü olarak veya daha başka yer altı faaliyetleri için kullanılan bu yer, bir toplama kampı haline dönüştürülmüş. Yapılan bütün operasyonlar yeraltında gerçekleştiriliyor ve burası Sujiatun’daki bir hastanenin yakınında bulunuyor. Bir kapısı, hastanenin arka girişindeki kapılarından birine bağlı. Dışarıdan bakıldığında sıradışı görünen hiçbir şey yok. Bu kuruluş çok ciddi bir güvenlik altında ve dışarıyla alakası tamamen kesik. İhtiyaçlarını yeraltı dükkanları ile karşılıyor.

 Çok büyük sayıdaki Falun Dafa uygulayıcısı gizlice kaçırılarak bu kampa getirilmiş ve o günden beri de orada zorla tutulmakta. Bir görgü tanığı bu durumu insan sözcükleri ile anlatabilmenin çok dışında, tiksindirici ve aşağılayıcı olarak tanımlıyor. Çünkü programlanmış bu infazda zaman çizgisi yok. Organların çıkarılması için kesin bir zaman olmadığından, pazar konumundaki hastanede infaz, son hastanın nakil talebine göre belirleniyor. Organların çıkarılması canlı olarak yapılıyor çünkü aynı zamanda gözdağı verilmek isteniyor. Bu ameliyata katılan doktorlar ve diğer tıbbi profesyonellerin arasında bile zihinsel durumu bozulanlar oldu. Kimileri uyku bozukluğu yaşıyor ve sürekli kabus görüyor. Bazıları psikomatik baskıyı fahişelerle birlikte olma yoluyla bastırmaya çalışıyor.

 

Bu olay, organ nakli yöntemlerini yürüten, destek zinciriyle birbirine bağlantılı merkezleri ve yerel hastaneleri de içeriyor. Shenyang ve Lianoing’deki yüksek düzeydeki devlet memurlarının ve özellikle sağlık yönetim kuruluşlarında çalışanların hepsi suç ortakları. Bu operasyonun kuruluşu ve yönetimi ÇKP hükümetinin merkez otoritesinin direkt emri altında.

 

 

 

 

 

  

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !